GÜNÜMÜZ EDEBİYATSIZLIĞINA KARŞI

SANAL EDEBİYAT

AL KLAVYEYİ PARÇALA!!!

EDEBİYAT SINIRSIZDIR

sukufe nihal basar

ŞÜKÛFE NİHAL BAŞAR


1896'da İstanbul'da doğdu. Eğitimine özel hocalardan ders alarak başladı. İstanbul Darülfünun'u Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü'nden mezun oldu. Uzun süre İstanbul Kız Lisesi'nde coğrafya ve edebiyat öğretmenliği yaptı. 1973'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. Başlangıçta Tevfik Fikret’in etkisinde aruz ölçüsüyle şiirler yazarken zaman içinde Milli edebiyat akımının ilkelerine uygun olarak hece ölçüsünü kullanmaya başladı. Devrinin tüm şairleri gibi Edebiyat-ı Cedide, Fecri Ati ve Milli edebiyat akımı arasında sıkıştı kaldı. Güneş, Varlık, Aydabir, Çınaraltı, Şadırvan gibi dergilerde yayınlanan ve çoğu hece vezniyle yazılmış şiirlerinde lirizm ve kadınsı bir içtenlik dikkat çeker. Milli uyanış hareketi içinde de yer aldı, Fatih mitinginde etkileyici bir konuşma yaptı. Türk Kadınlar Birliği’nin kurucuları arasındadır.



ESERLERİ:

ŞİİR:
Yıldızlar ve Gölgeler (aruz'la yazılmış şiirler 1919)
Hazan Rüzgarları (1927)
Gayya (1930)
Yakut Kayalar (1931)
Su (1933)
Sıla Yolları (1935)
Sabah Kuşları (1943)
Yerden Göğe (1960)
Şükufe Nihal / Şiirler (1975, ölümünden sonra toplu şiirler)

ROMAN:
Renksiz Istırap (1928)
Yakut Kayalar (1931)
Çöl Güneşi (1933)
Yalnız Dönüyorum (1938)
Domaniç Dağlarının Yolcusu (1946)
Çölde Sabah Oluyor (1951)

ÖYKÜ:
Tevekkülün Cezası (1928)

GEZİ NOTLARI:
Finlandiya (1935) 


 
DUYMAYAN KADINA

Topla eteklerini yerlere sürünmesin
Rüzgara cilvelenen tülleri görünmesin
Köşede kar içinde can veren çocuklar var...

Süzülerek çıkarken bir barın kapısından
Haberin yok yurdumun eleminden, yasından
Köşede kar içinde can veren çocuklar var...

Yerlere pırıltılar aksederken dizinden
Karlar göz göz olmuştur bir gözyaşı izinden
Köşede kar içinde can veren çocuklar var...

Tahammülüm yok artık çiçeklere, tüllere
Yükselen gururunla indir başını yere
Köşede kar içinde can veren çocuklar var...

 SEVGİLİ KAMERE

Sana dikkatle baktığım o gece
Sarışın bir likayı hicrandın
Süzülürken semâların ince
Tüllerinden elemli bir yadın

Kaldı kalbimde sanki sen nakâm
Bir kadından şifası pek mevhum
Ruhı sâfında titreyen âlâm
Anlaşılmaz müebbeden mektum

Seneler geçti, ben de bir gün âh
Sarışın ay, senin gibi soldum
İlkbaharımda bak harab oldum

İki hemşire hazanız biz
Her gece birleşirse derdlerimiz
Gömülür mü melâli ömri siyah

 SU

Kalbinden kalbime akan bir sesdi
Akşam gölgesinde çağlayan o su
Sesini en tatlı yerinde kesdi
Bizi sonsuzluğa bağlayan o su

O su, bir sır gibi mırıldanırdı
Göğsünde bir sarı ay yıkanırdı
Bizi Leylâ ile Mecnun sanırdı
Gamlı yolumuzda ağlayan o su

Sessiz ruhumuzu o bestelerdi
Bize "Unutalım dünyayı" derdi
Bir aldı sonunda verdi bin derdi
Bizi bizden fazla anlayan o su

Şimdi ne akşam var, ne ses, ne dere
Yolumuz ayrıldı başka ellere
Benzetti bizi bir kırık mermere
Ruha zehir gibi damlayan o su

Kalbinden kalbime akan bir sesdi
Akşam gölgesinde çağlayan o su
Sesini en tatlı yerinde kesdi
Bizi sonsuzluğa bağlayan o su
Bugün 20 ziyaretçi (57 klik) kişi burdaydı!